VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

ESKİ BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜMÜZ; AHİLİK

Bilindiği gibi Türklerin tarih sahnesine çıkışı neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Türkler M.Ö. 4000 yıllarında Hun Devleti ile başlayan tarihsel süreçte Göktürk Devleti, Uygur Hanlığı, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devletlerini kurarak günümüze kadar ulaşmışlardır. Türk Devletlerinin yanı sıra dünyada pek çok devletler kurulmuş, kültürler yaşamış, bunlardan birçoğu yıkılmış ve kaybolmuşlardır. Türklerin bu kadar bilinen 6000 yıldır tarih sahnesinde oluşunun önemli sebebi kültür değerlerine verdiği önemden kaynaklanır. Tarih sürecinde söz konusu değerler ahilik kültürüne dönüşerek yenilenmiştir.

Ahiliğin Kelime Anlamı:

Dil bilimciler arasında “Ahi” sözcüğünün kökeni konusunda görüş ayrılığı vardır. Şöyle ki ; Fransız Türkolog J.Deny ve Fuat Köprülü Türkçe de “eli açık, cömert, yiğit “ anlamlarına gelen “akı” kelimesinin “ahi” şeklini aldığını ileri sürmüşlerdir. İlk Türkçe lügat olan Divan-ı Lügati’t-Türk’de “ahi” kelimesinin eli açık,cömert anlamına Gelen “akı” kelimesinden türediği kaydedilmiştir.

“Akı “kelimesindeki “ k” harfinin “h” olarak telaffuz edilmesi ile ahi sözcüğü türemiştir. Bu teze karşı çıkanlar ise “ahi” kelimesinin Arapça “ kardeşim” anlamına geldiği ve kökeninin Arapça olduğu iddiasındadırlar. Her üç görüşe göre de olsa “Cömert, yiğit, eli açık,kardeş” anlamlarında kullanabiliriz.

AHİ TEŞKİLATININ KURULUŞU

Ahi Teşkilatının kurucusu Ahi Evran’dır. Ahi Evran’ın Azerbaycan’ın Hoy kasabasında doğduğunu asıl adının Nasirud-din Ebül-hakayık Mahmut El Hoy’u olduğunu öğreniyoruz. Ahi Evran ilk eğitimini doğduğu yer olan Hoy’da aldıktan sonra Horasan’a giderek ünlü alim Fahruddini Razi’nin derslerini takip etmiş, Kur’an-ı Kerim tefsirlerini öğrenmiştir. Gençlik yıllarında Ahmet Yesevi’den ilk tasavvuf eğitimini alır , sonra alimlerinin buluşma yeri olan Bağdat’a gider. Orada Fütüvvet teşkilatına girer. Fütüvvet teşkilatının ileri gelenleri ile tanışır onlardan istifade eder. Ahi Evran çok yönlü bir ilim ve fikir adamıdır. Hem müspet ilimleri hem de manevi ilimleri okumuş , aynı zamanda ahlak ve sanatı uyumlu bir halde birleştirmiştir. 1205 yılında Kayseri’ye gelen Ahi Evran burada bir deri atölyesi kurar. Kayseri’de devletin desteği ile debbağları ve diğer sanatkarları da içine alan bugünkü anlamda büyük bir sanayi sitesi kurulmasına öncü olur. Burada o zamanın sosyal yaşantısından da söz etmek gerekir.

Anadolu ya gelen Türklerin büyük çoğunluğu göçebeydi. Bunlarda şehirde yaşayanları hor görürler onları tembel anlamına gelen “Yatuk” derlerdi. İslami hayat tarzına uyum sağlamak amacıyla hazırlanan Selçuklu İskan politikasına uygun olarak köylere, kasabalara, şehirlere yerleştirilen Türkler yerleşik bir hayatla tanıştırıldılar. Bilindiği gibi Anadolu’nun adı halk arasında Rumeli olarak bilinmektedir. Burada yerleşik halk Bizanslılar vasıtasıyla teşkilatlanmış durumdadırlar. Asya’dan gelen sanatkar ve tüccar Türklerin yerli tüccar ve sanatkarlar karşısında tutunabilmeleri, onlarla yaşayabilmeleri ancak aralarında bir teşkilat kurarak dayanışma sağlamaları, bu yolla iyi sağlam ve standart mal yapıp satmaları ile mümkün olabilirdi. İşte bu şartların tabii bir sonucu olarak Ahi birlikleri ortaya çıkmıştır.

AHİLİK NASİHATI ( Ustanın Çırağına Nasihati )

• Harama bakma.
• Haram yeme.
• Haram içme.
• Doğru , sabırlı , dayanıklı ol.
• Yalan söyleme.
• Büyüklerden önce söze başlama.
• Kimseyi kandırma.
• Kanaatkar ol.
• Dünya malına tamah etme.
• Yanlış ölçme , eksik tartma.
• Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini , hiddetli iken yumuşak davranmasını bil.
• Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.

FOTOĞRAFLAR: Şenol ERDENER